13 Şubat 2016 Cumartesi

Öldürmeye Değer Kişiler- Peter Swanson

Tanıtım:

Kitabın adı: Öldürmeye Değer Kişiler
Orjinal adı: The Kind Worth Killing
Yazarın adı: Peter Swanson
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa: 295
Baskı: 1. Baskı, Aralık 2015
Alınan tarih: 10 Subat 2016
Fiyat: 19₺
Puanım: 9.5 /10

Arka kapak:

BİRKAÇ TANE CÜRÜK ELMA TANRI'NIN BELİRLEDİĞİ ZAMANDAN ÖNCE YOK OLSA NE FARK EDER...

Lily Kintner Heathrow Havalimanı, bekleme salonunun barında Ted Severson’la tanışır. İçilen martinilerin sayısı arttıkça aralarındaki samimiyet de artar. Bu iki yabancı kendileriyle ilgili en mahrem sırları birbirlerine anlatırlar. Ted, karısı Miranda’nın kendisini bir hafta önce aldattığını öğrendiğini söyler. Belki de en başından beri birbirlerine uygun değildirler. Sohbet ilerledikçe Ted yarı şaka karısının ihaneti yüzünden onu öldürmek istediğini açıklar. Bu şok edici itiraf karşısında Lily, ona bu konuda yardım edebileceğini söyleyerek işi içinden çıkılmaz bir hale sokar. Ne de olsa herkes bir gün ölecektir, birkaç çürük elmayı zamanından önce toprağa göndermenin ne sakıncası olabilir ki?

Bir anda bu ikili kendilerini ölümcül bir kedi-fare oyununun içinde bulurlar; her şey bittiğinde yalnızca bir kişi hayatta kalabilecektir.




Yorumum:

Öncelikle okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi gerçekten. Harikaydı yaaa harika!! Ayrıca okuduğum en farklı ve özgün konuya sahipti. Gerçekten yıldızı hakediyor bu kitap!!

Evet, Lily ve Ted. İki ana karakterimiz var. Kitabın bölüm başlıkları ikisinin adı altında anlatılıyor. Her bölüm hangisinin adıyla başlamışsa onun ağzından anlatılıyor.

Ted, çok zengin ve varlıklı bir adam. Baya zengin. Baya baya zengin.. Fakat işte zenginlik herşeyi satın alamıyor malesef. Eşi, Ted'i aldatıyor. Ted buna çok sinirli ve ciddi anlamda intikam planları kuruyor.

Bir gün havaalanının barında içki içerken yanına Lily oturuyor ve ikili sohbete başlıyor. Ted, durumu anlatıyor ve eşini öldürmek istediğini söylüyor. Lily ise buna ilginç bir şekilde onay veriyor hatta duruma şaşırmıyor bile. Sanki insan öldürmek çok basitmiş ve gerekli bir şeymiş gibi!

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Lily'i tanımaya başlayınca onun için yer yer üzüldüm. Ailesinin yaşam tarzı ciddi anlamda çok kötü ve Lily için gençlik yılları çok zorlu geçmiş. Bence bazı düşüncelerin (ölüm-öldürmek gibi) kafasında, normal insanlardan farklı şekilde gelişmesi bana artık normal gelmeye başladı ve ona hak verdim. Lily, hayatına giren ve ona zarar vereceğini düşündüğü insanlara karşı cok farklı bir bakış acısına sahip. Bunun en temel nedeni malesef ki ailesinin sorumsuzluğu.

İlginç bir kitaptı benim için. Şok icinde okudum son 100 sayfayı. Bu kitabı okuyun derim. Aklın sınırlarını zorlayan çok ilginç bir romandı. Yıldızları hakediyor:)





11 Şubat 2016 Perşembe

Kurban- S. J. Bolton

Tanıtım:

Kitabın adı: Kurban
Orjinal adı: Sacrifice
Yazarın adı: S. J. Bolton
Yayınevi: Pegasus
Sayfa: 480
Basım: 2. Baskı Şubat 2012
Alınan tarih: 19 Kasım 2015
Puanım: 8/10


Arka kapak:

Kurban
Doğarsın, Yaşarsın, Ölürler
Tüylerinizi Diken Diken Edecek, Soluk Soluğa Okuyacağınız, Kanınızı Donduracak Kadar Korkunç, Anrenalin Ve Gerilim Dolu Bir Efsane Ve Gerçek...


Doğum uzmanı olan Tora Hamilton'un hayatı Shetland'a taşındıktan ve taşındığı evin bahçesinde genç bir kadının cesedini bulduktan sonra çok değişir. Tora bu cesedin arkasındaki gizemi çözmek için uğraşırken kendini tehlikeli, tuhaf ve gizemli bir dünyanın içinde bulur. Kadının kalbi sökülmüştür ve kadının üstüne korkunç Trol efsanesini anımsatan işaretler kazınmıştır. Efsane ile gerçeği yan yana getiren esrarengiz olayların arkasındaki sır nedir?


"Gizemli bir efsaneden esinlenen KURBAN, kanınızı donduracak büyüleyici bir gerilim romanı.
S. J. Bolton kesinlikle takip edilmesi gereken bir yazar."
-Tess Gerrıtsen


'Olağanüstü bir şekilde tasarlanmış, tedirgin edici... Bu çıkış romanı bir bestseller olmayı hak ediyor.'
-The Tımes
 

'Başından sonuna kadar tutkunu olacaksınz. Sürükleyici bir roman."
-Lıterary Revıew


'Gerilim romanı olarak harika bir çıkış: Tempolu, etkileyici ve dolu dolu.'
-Crımesquad


'Bu kitabı okuduktan sonra S. J. Bolton'un bir sonraki kitabını sabırsızlıkla bekliyorum."
-Sımon Beckett



Yorumum:

Kitap şöyle bir giriş ile başlıyor;


Evet Shetland Efsanesinin ne olduğunu bilen varmı bilmiyorum ama bende şimdi kitaba başlıyorum ve efsaneden esinlenilen bu kitabı ciddi anlamda merak ediyorum. Kitap umarım efsaneyle ilgili bilgiler de verir.. Bakalım bizi neler bekliyor bu kitapta:)

Kahramanız bir doğum uzmanı olan Tora Hamilton. Tora, Shetland'ta taşınıyor ve atını ölünc onu gömmek için kazı yaparken bir kadın ceseti buluyor. Ama ceset çok kötü durumda. Kalbi sökülüp alınmıs ve cildinde değişik işaretler var.

( Burada araya girmek istiyorum. Evet, ben bilimkurgu ve fantastik türlerini de her ne kadar cok sevsem de, gerçeğe yakın ve bilimsel acıklamaları olan kitaplar daha da ilgimi cekiyor. Kimya okuyan birisi olarak ciddi anlamda bilimsel olaylar daha cok ilgimi ceker bir sayısalcı olarak. Burada örneğin bir doğum anlatılıyor. Bu doğum o kadar net şekilde gercek terimlerle acıklanmış ki, kendimi doğumu yaptıran doktor gibi hissediyorum. Bu da kitaba daha güzel bakmama sebep oluyor. Ayrıca, cocuklugumdan beri Adli Tıp Uzmanı olmak isterdim. Otopsi yapmak bence muhteşem bir olaydır. Gözünüzün önünde bir beden var ve siz onu resmen okuyorsunuz. Muhtesem bir olay bu. Bunu Dan Brown kitaplarında da sıkca hissediyorum. Mesela, olay bir kurgusan ibaret ama, verilen örnekler, acıklamalar, yerler tamamen gercek olunca da insanın daha da ilgisini çekiyor bu durum. Yani benim ilgimi cekiyor. Sizleri bilemem:) Wulf Dorn kitapları, aynı şekilde favorim olmalarındaki en temel sebep, insan beyninin aslında ne kadar güçlü olduğumı bize göstermelerinden. Ben bu tarz kitapları çoğu insan gibi okuyuo gecmek icin değil, bilgi edinmek ve beynimi yönlendirmek için okumayı daha cok seviyorum.)

Tora, eşiyle beraber Shetland'a taşınıyor. Bir kaçdır oradalar. Eşi Duncan'ın isteği üzerine oraya taşınıyorlar. Doğum uzmanı Tora, bir gün bahçesinde, ölen atını gömmek için mezar kazarken orada bir ceset buluyor. Bir bayana ait olan bu ceset, kalbi sökülmüş ve vücudunda farklı şekiller çizilmiş. Kömürle kaplanmış bir halde gömülmüş. Yani nasıl anlatsam, bölge kömür işleriyle uğraşılan bir bölge olduğu için kadıncağızı kömürle kaplı bir vücutla bulmuşlar.

Herşey basit bir cinayet gibi görünse de Tora'nın hayatı bundan sonra cok değişiyor. Cinayeti araştırırken bulduğu şeyler çok kötü şeyler.

Tora, araştırmaları sonucu öyle farklı şeylerle karsılasıyor ki okurken bazı yerlerde şaşırdım. Gelenek adı altında yapılan şeyleri okumak cok kötü hissettirdi. Bizde böyle durumlar olsa gerici derler bize. Ama yabancılarda olunca gelenek diyolar. Cok ilginc..!!

Güzel bilgiler olan ve güzel bir sonuca bağlanan bir kitap oldu benim için. Bu tarzı seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim:)






9 Şubat 2016 Salı

Günübirlik Hayatlar- Irvin D. Yalom

Tanıtım:

Kitabın adı: Günübirlik Hayatlar
Orjinal adı: Creatures of Day and Other Tales of Psychotherapy
Yazarın adı: Irvin D. Yalom
Yayınevi: Pegasus
Sayfa: 205
Baskı: 4. Baskı Ekim 2015
Alınan tarih: 10/01/2016
Fiyat: 20₺
Puanım: 7/10


Arka kapak:

Gerçek Psikoterapi Öyküleri 

Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok,” diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor…


Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor? 


Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog… Irvin Yalom’un gerçek psikoterapi seanslarından derlediği bu hikâyeler, zorlukları ve tatlı anlarıyla yaşamı bir bütün olarak kabullenmeyi öğretirken aynı sayfaya her baktığınızda farklı şeyler görebileceğiniz bir başucu kitabı olduğunu kanıtlıyor.


“Hepimiz bu hayatta bizi anlayacak birilerine ihtiyaç duyuyoruz, ancak öncesinde farkına varmamız gereken birçok şey var. Günübirlik Hayatlar kendimizi, insanları ve dünyayı anlamamız için bize lekesiz bir ayna tutuyor.”
George Vaillant, Harvard Üniversitesi Psikiyatri Profesörü


“Bu kitabı okumak, kendi zihninizi önünüze koyup sayfalarını çevirmek gibi… En derinlerde sakladığımız soruları öyle delici bir güçle bulup çıkarıyor ki!” Steven Pinker, Psikolog ve Yazar


“İnsan olmanın ne anlama geldiği sorusuna ışık tutan, maddi ve manevi güçlüklerle dolu bu yolda bize ihtiyaç duyduğumuz yardım elini uzatan hikâyeler…” Daniel Menaker, Yazar


“Bilge bir terapistin kaleminden çıkan dokunaklı ve hepimizi ilgilendiren gerçek deneyimler… Irvin Yalom’dan öğrenecek çok şey var.” Abraham Verghese, Tıp Doktoru


“Irvin Yalom’a hayran olmamak elde değil. İnsanlığın kederini ve neşesini usta bir romancı gibi işlerken hayatlarımızdaki küçük detayların önemini fark etmemizi sağlıyor.” Jay Parini, Yazar ve Akademisyen




Yorumum:

Aslında aynı yorumu buraya tekrar yazmayı sevmiyorum ama cümlelerimi zor cok zor toparladığım için, tekrar yorum yapamayacağım.

Sabahtan beri yorum gireceğim ama ne yazsam diye düşünmekten yorum giremiyorum.
Evet, psikolojik kitapları her zaman sevmişimdir. Yapım gereği de her olaya her şeye farklı gözle bakmaya alışkın olduğum için de bu tarz kitapları ayrı seviyorum..
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri'ni okuduktan sonra ciddi anlamda orada anlatılan hikayelerden fazlasıyla etkilenmiştim. Gerçek olayların, beynimizin bize oynadığı ilginç oyunları okurken cidden indan zekasına hayran olmamak elde değil.
Fakat, evet fakat diyerek başlıyorum çünkü elimde bu kitabı kıyaslayacağım daha güzel bir kitap okuduğum icin bu kitaptan o eski tadı alamadım. Bunun da en temel sebebi şuydu bence: yazar çok güzel örnekler yazmış orası ayrı. Her hikaye cidden sonuna kadar meraklanarak okutuyor kendini. Fakat yer yer hikayeler eksik kalmıştı bence. Yer yer psikolojik tahliller eksik geldi bana. Yaa duygularımı tam olarak ifade edemiyorum. Bu kitapta eksik olan en temel şey, beyin gücümüzün sınırlarını zorlayan o uç noktayı bu kitapta hissedememiş olmamdı.





6 Şubat 2016 Cumartesi

Semerkant Tılsımı- Jonathan Stroud

Tanıtım:

Kitabın adı: Semerkant Tılsımı
Orjınal adı: The Amulet of Samarkand
Yazarın adı: Jonathan Stroud
Yayınevi: Arkadaş
Seri sayısı: 3
Seri sırası: 1
Sayfa:471
Baskı: 2015 3. Baskı
Alınan tarih: 10 Ocak 2016
Puanım:

Arka kapak:


Büyücülerin yönetimindeki günümüz Londra'sı.*

Çalışan bir tılsım.*

Bir entrika, cinayet ve intikam öyküsü.* 

Bartimaeus üçlemesinin ilk kitabı.*

Onlar öyle sansınlar... aslında bütün işleri biz demonlar yaparız.^

Ben yapmadım... Yani, şey, peki. Yaptım ama benim suçum değildi. Zorla yaptırıldı. Kim mi yaptırdı? Ah, işte bunu sormayın bana.^

Ve benim, gösterinin yıldızı Bartimaeus'un öyküsü.^

Olağanüstü başarılarım ve serüvenlerim öylesine muhteşem ve sayısız ki tek bir kitaba sığması düşünülemez.^
...............................................................

Nathaniel geleneksel büyü sanatını öğrenen on bir yaşında bir büyücü çırağıdır. Acımasızlık ve hırsta rakip tanımayan büyücü Simon Lovelace ile karşılaşana dek her şey yolunda gider. Lovelace'in kendisini herkesin önünde zorbalıkla cezalandırarak aşağılamasından sonraysa, Nathaniel eğitimini hızlandırmaya ve yıllar sonra öğreneceği büyüleri tek başına ve hemen öğrenmeye karar verir. İntikam hırsı içinde en zor büyülerden birinde ustalasarak, kendisine yardımcı olması icin bes bin yasında bir cin olan Bartimaeus'u çağrır. Ancak Bartimaeus'u çağırmak ve onu denetim altında tutabilmek aynı şey değildir. Nathaniel, Lovelace'in en değerli hazinesi Semerkant Tılsımı'nı calmak için cini yolladığında, kendini büyülü bir casusluk, cinayet ve isyan kasırgasının içinde bulur.




Yorumum:

Kitabı çok sevdim. Nasıl bir yorum yazsam bilmiyorum. Aslında yorumu zor bir kitap. Yani bir olay etrafında dönüyor kitabın konusu..
Evet, Nathaniel 11 yaşında bir büyücü çırağı. Onu eğiten büyücü Simon Lovelace, acımasız bir adam ve Nathaniel'a karsı cok sert. Güçlü bir büyücü ayrıca. Nathaniel ise sadece 11 yaşında ve büyü yeteneğini yeni yeni keşfeden yeni yeni öğrenen bir çocuk. Bir takım olaylardan dolayı Lovelace'e kızıyor ve onun elinde olan Semerkant Tılsımı'nı (bu tılsım cok güçlü) çalması için bizim sevgili Cin'imiz Bartimaeus'u çağrıyor. 5000 yasındaki cinimiz geliyor ve işler bir anda değişiyor. kitapta sevdiğim en temel şey Bartimaeus'un dipnot konuşmaları oldu okurken keyif aldım cidden. Kitapta sevmediğim sey ise bence kitap çok uzatılmıstı. Evet cok güzel ve kolay okunan bir kitap ama 471 sayfalık bu kitap bence 250-300 sayfadan fazla olmamalıydı. Haaa sakın sıkıldığımı sanmayın. Okurken cok keyif aldım fakat bazı ayrıntıları okumak gereksiz geldi hepsi bu.. Bu üçlemenin ilk kitabı ve tavsiye ediyor muyum? EVET


4 Şubat 2016 Perşembe

Yeryüzünün Bilgeliği- Christopher Scotton

Tanıtım:

Kitabın adı: Yeryüzünün Bilgeliği
Orjinal adı: The Secret Wisdom Of The Earth
Yazarın adı: Christopher Scotton
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa: 477
Baskı: Ocak 2016
Alınan tarih: 27 Ocak 2016
Fiyatı: 28₺
Puanım: 8.5/10


Arka kapak:




İnsan tabiatının derinliklerini ve bütün renklerini gözler önüne seren bir kaçış ve iyileşme hikâyesi… En küçük çabanın bile fark yaratabileceğine dair parlak bir umut ışığı…

Yeryüzünün Bilgeliği, yüreklerin bam telini titretecek, hayata ve insana dair güçlü bir roman…

"Olağanüstü bir ilk roman..... Elimden bırakmak istemedim." —JOHN GRISHAM

"Adrenalin pompalayarak  doruk noktasına tırmanan, şiirsel bir dille yazılmış sıra dışı bir eser." —USA Today

"İnsanları, mekânları, yitirilen değerleri, aşkı, uzlaşmayı ve kefareti anlatan güçlü, destansı bir roman." —KIRKUS REVIEWS


Yorumum:

Kitabın ilk sayfası bizi muhteşem ve anlamlı bir girişle karşılıyor:

Kömür her şey demekti.


Kitap, 15 yaşlarındaki kahramanımızın ağzından anlatılıyor. Kevin Gilloory. Kardeşinin beklenmedik ve sarsıcı ölümünden sonra aile hayatı tepe taklak olmuş durumda. Babası bu durumdan hep onu suçluyor. Annesi ise içine kapanmış bir halde..

Bu durumdan bir nebze de olsun kurtulmaları umuduyla büyükbabalarının yanına gidiyorlar. Yazı orada geçirmek üzere.

Büyükbabasının yaşadığı bölge, kömür madenlerinin olduğu bir yer. Kırsal ve güzel bir yer.

Kevin, kardeşinin ölümünden sonra, herkeste etki yaratan bu olaydan oda birşeyleri yakarak kurtulmaya çalışıyor gibi. Tabi bu durum küçük yada büyük çaplı hasarlara da neden oluyor.

Araya girmek istiyorum, Kevin'in dedesi gercekten harika birisi. Yaşının da verdiği olgunlukla torununu gerçekten olabildiğinde güzel yetiştirmeye çalışıyor. Ona önerdiği kitaplar.. Define Avcısı, Sineklerin Tanrısı, gercekten ilgi cekici başyapıtlardan. Kevin yavaş yavas bu dünyaya da ayak atıyor.

Çevrede çıkardığı ufak tefek yangınlar esnasında bir de arkadaş ediniyor kendine. Buzzy Fink.. Ben bu cocuğu da çok sevdim. Tam olarak taşra bölgesi çocuklarının özelliğini taşıyor. Zeki, akıllı ve herşeyden haberi olan birisi. Kevin'in cıkardığı yangınları kontrol almaya çalısıyor. Bir şekilde arkasını kolluyor diyelim.

Kitap 70 sayfa kadar beni cidden yordu. Hızlı okunan bir kitap değil ama ciddi anlamda cok fazla kafamda merak uyandırdı ve kitabı elimden bırakıp birşeyler yaparken sürekli aklıma geldi. Kevin'in yanında gibi hissettim kendimi. Yazarın tasvirleri ve etrafı güzelce anlatması, beynimde gerçekten güzel bir sahne canlandırdı. Film serisi gibi akıp gitti kitap.


Kitapta bir sürü alınacak ders var. Kitap öyle tatlı ki.. İnsanoğlunun doğadaki en vahşi hayvan olduğunu bize tüm cıplaklığıyla gösteriyor. Irkçılık benim en nefret ettiğim olgu. Bazı unsurları okumak bu konuda canımı sıktı ve yaramı deşti. Ayrıca ciddi anlamda bir doğa düşmanlığı olan insanlar vardı. Kendi ellerimle onları boğmak istedim. Para uğruna yapılan bunca zulüm neden? 

Bir çocuğun gözünden anlatılan bu farklı toplumsal olgular, malesef ki her zaman hayatımızdalar. Üzülerek bunu söylüyorum. Bir gün gelecek ve doğa ona yaşattıklarımızdan dolayı bizden intikam alacak evet!!

Oksijenimiz bitince, hastalıklar artmaya başlayınca, o kazandığınız paralarda işe yaramayacak!!

Homoseksüel olaylarından da bahsediliyor kitapta. Acıkcası bu konı benim da cok hosuma giden bir olay değil. Bana ciddi anlamda ters geliypr bu durum. Fakat insanlara saygı duyuyorum. Sectikleri renklere saygı duyuyorum. Bu tür olayların yabancı bir insanın ağzından bu şekilde yazılması beni sasırttı. Demekki bazı kültürler de hala bu olguya olumlu bakmıyorlar. Din farketmiyor. Bu onlar icin de olumsuz bir durum.

Paul'un durumuna okurken gercekten üzüldüm. Onu zaman zaman, Burma Günleri'ndeki doktora benzettim. İkiside idealleri uğrunda vr savundukları uğrunda bazı fedakarlıklarda bulundular.. Kaderleri aynı bence.. Her zaman kötüler kazanıyor  malesef.. Üzgünüm Paul..

Kitap beni cok etkiledi, sonu hele sonu muhtesemdi. Okuduğum en güzel sonla bağlanan bir kitaptı. Tavsiye ediyorum mutlaka okuyun:)


3 Şubat 2016 Çarşamba

İyi Kız- Mary Kubica

Tanıtım:

Kitabın adı: İyi Kız
Orjinal adı: The Good Girl
Yazarın adı: Mary Kubica
Yayınevi: Martı
Sayfa: 462
Fiyatı: 22₺
Basım: Ocak 2016
Alınan tarih: 29 Ocak 2016
Puanım: 9/10


Arka kapak:

İyi bir insan olup olmadığıma karar verecek olanlar kim? Ailem mi? Arkadaşlarım mı? Yoksa ne yaşadığıma dair en ufak bir fikri bile olmayan etrafımdaki insan kalabalığı mı? Tabii ki hiçbiri… İyi ya da kötü biri olduğumu benden başka kimse bilemez.

Nüfuzlu bir ailenin kızı olan resim öğretmeni Mia, esrarengiz bir yabancıyla barda tanıştığı gece ortadan kaybolur. Genç kız aylar sonra ıssız bir kulübede bulunur, ancak o eski Mia değildir artık. Tamamen değişmiştir ve yaşadıklarına dair bölük pörçük parçalar hatırlamaktadır. En tuhaf olansa, kendini artık Chloe olarak tanıtmasıdır. Peki kimdir bu Chole denilen kız?

Ve Mia neden kendisine bu isimle hitap edilmesini istemektedir? Bu soruların cevabını hiç kimse bilmemektedir. İşin aslı, Mia’ya dair bilinmeyenlerden yalnızca biridir bu… 17 ülkede yayınlanan, zekice kurgulanmış sıra dışı hikâyesiyle İyi Kız, kusursuz ailelerin bile göründükleri kadar mükemmel olmadıklarını kanıtlar nitelikte çarpıcı bir ilk roman.

“Karakterlerin yaşadığı ruhsal çöküntülerin ve ikilemlerin son derece gerçekçi ve çarpıcı bir dille kaleme alındığı muhteşem bir ilk roman.”
-Publishers Weekly-

“Her sayfasında okuyanları yerine çivileyecek türden çarpıcı bir psikolojik gerilim romanı.”
-Chicago Tribune-

“İnanılmaz olana inanmaları konusunda okuyucularına meydan okuyan Mary Kubica’nın üslubuna hayran kalmamak elde değil.”
-New York Times-
..............................................................


Yorumum:

Mia, nüfuzlu bir ailenin kızı. Babası bir yargıç. Mia ise hep hayal ettiği mesleği yapıyor. Öğretmen. Bir resim öğretmeni. Fakat bir gün işine gitmiyor ve arkadaşı da durumdan şüphelenip ailesini arıyor. Aile birbirlerine çok bağlı değil. Yani Mia'nın eğlenmeye gittiğini falan düşünüyorlar. Babası biraz gıcık bir tip. Benim sinirimi bozdu. Hali, tavrı.. konuşmasındaki o küstahlık!! "Herkes Yargıç, Hakim, Doktor, Mühendis olmak zorunda değil beyefendi!! Kime tepeden bakıyorsun! Ne hakla bunu yapıyorsun! Heyyy hepimiz ölümlüyüz unutma bunu!!" diye bas bas bağırasın geliyor adamın yüzüne..

Kızın annesine pek anlam veremedim. Yani bilmiyorum. Sen bir annesin. Neden cocuklarına sahip cıkmıyor bu aileler! Büyümüşse büyümüş yani ne yapalım canım! O senin çocugun. Bir ara sorcne bileyim evine git cay iç. Yahu gir kızının evini temizle?! Yap yani birşeyler!! Ahhh benim canım annem:)

Dedektif Gabe Hoffman, tam benim adamım yaaa!! O icinden konuşmaları falan süper eğlenceli. Muzip ve zeki bir karakter.

Colin, Mia'nın kacırılması icin tutulan kişi.

Kitap, kısmen macera kısmen polisiye ve benim görüşümce tam bir psikolojik kitap.. Mia'nın durumunu okumak, yaşadıklarını kafamda canlandırmak, ciddi anlamda benim de psikolojimi etkiledi.. Kesinlikle güçlü bir kitap elinizdeki bu kitap. Herkes sever mi bilemiyorum ama ben cidden kitaba bayıldım. Her bölümü akıcı olmasına rağmen sindirerek ara vererek okudum.
Beynimde olayları kavramaya ve kendi kendime çözmeye cabaladım.

Mia, ortadan kaybolduktan üc ay sonra bir kulübede bulunuyor fakat belli başlı hafıza kayıpları yaşıyor. Adının Chloe olduğunu söyleyip duruyor.

Yahu o nasıl son öyle. Cümlelerimi toparlayamıyorum. Son bölümü iki kere okudum. Anlamaya calıstım. Sonra da odanın içinde kahkaha attım yaaa:)

Mia'nın kacırılmasıyla başlayan olayları cidden çözmeye calısarak okudum. Kitao bana yer yer Siyah Buz yer yer Katilin Gözyaşları adlı kitabı anımsattı. İki kitabı da cok sevmiştim hatta Katilin Gözyaşları favorimdir.

Colin, Eve (Mia'nın annesi) ve Gabe'in gözünden anlatılıyor bölümler. Her bölümde ayrı bir beyin yanması yaşıyo insan..

Kesinlikle okuyun OKUYUN!!!

Spoiler!!!

Sonunu okudum şok oldum yaa!! Resmen Mia ayarlamış herseyı oha!! Ama oh olsun o babasına!! Bi dolandırıcı düzenbaz. Sen bu kızı salak mı sandın beee!! Sonuc olarak senin kanından bu kız! Senin de zekana sahip! Ava giderken avlandın be Yargıç:) Çok eğleniyorum yaaa:) Ayrıca ciddi anlamda Colin'e çok üzüldüm. Gercekten sevgiye muhtac bir insan ve Mia'yı cok sevdi. Keske ölmeseydi:( Off kitap yıldızlı pekiyi alıyor benden..

















1 Şubat 2016 Pazartesi

Kan Kırmızı Yol- Moira Young

Tanıtım:

Kitabın adı: Kan Kırmızı Yol
Orjinal adı: Blood Red Road
Yazarın adı: Moira Young
Yayınevi: Ephesus
Kapak: Ciltli
Baskı: 2015
Alınma tarihi: 29 Ocak 2016
Seri Adı: Toz Diyarları
Seri sıralaması: 1
Fiyatı: 25₺
Sayfa: 444
Puanım: 7/10

Arka kapak:

Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler'le birlik olup Lugh'u aramaya koyulur.

İkizi Lugh'u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak zorunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder.

Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman.




Yorumum:

Saba ve Lugh ikiz kardeşler.
Lugh önce doğmuş.
Lugh sarısın, Saba esmer.
Lugh mavi gözlü, Saba kahverengi.
Lugh güçlü, Saba cılız.
Lugh hoş görünümlü, Saba çirkin..
Lugh ışık, Saba onun gölgesi..

Evet arkadaşlar, kitabı ciddi anlamda cok sevdim. Beklediğimden cok daha iyiydi ve kesinlikle okumaya değer bir kitaptı.

Saba, Lugh ve Emmi.. Üç kardeşler. Saba ve Lugh ikizler. Emmi ise en küçük kardeş. Babaları biraz manyak bir adam. Yıldızlara bakarak olacakları görüyor falan. Kendisini baya kaptırmış durumada. Emmi'nin doğumundan sonra annelerinin ölümüyle, malesef babaları içine kapanıyor ve farklı dünyalara dalıyor. Çocuklarla pek ilgilenmiyor. OnlarI görmezden gelmeye başlıyor. İyiden iyiye yıldızlarla haşır neşir durumda. Fakat herşey bir anda değişiyor. Lugh 18 yaşına girince birileri tarafından kaçırılıyor. Onu kaçıran kişiler malesef ki babalarımı da öldürüyor ve Saba, ikizini bulmak uğruna yollara düşüyor. Karşılaştığı ve yaşadığı olaylar ilginç bir hal alıyor ve insanı deli gibi meraklandırıyor.

Kitabın ikincisini merakla bekliyorum cidden. Umarım erkenden çıkar da bizde fazla merakta kalmamış oluruz:)

Spoiler yorum:

Evet, Hiçliğin ortasında yaşayan bu ailenin bir sürü gizemi var..
Saba ciddi anlamda Emmi'yi sevmiyor ve annesinin ölümünden onu sorumlu tutuyor. Lugh ise tam tersi bir durumda. Emmi'yi seviyor ve onu abi gibi korurup kolluyor. Bazı yerlerde Emmi süreki olarak Saba'ya nefretinden bahsediyor. Ona bh konuda cok yakınıyor ve bu satırları okurken içim cız etti gercekten. Kardeşler her zamab birbirlerini sevmeliler ama zaten içten içe birbirlerini seviyorlar. Saba, ikizinin peşine düşünce kendini Kafes Dövüşlerinin ortasında buluyor. O artık yenilmez bir Ölüm Meleği.. Bu durum onu kardeşine yaklastırıyor aslında ve olayın aslını da yavaşca öğreniyor. Kardeşinin ölmesi gerekiyor çünkü çatlak Kral'ın yaşaması buna bağlı ve bu cok sinir bozucu. Bu arada Saba'nın yaralıyken kurtardığı ve sonra bakmaya başladığı karga Nero favorim:) zaten her zaman kuş türünü sevmişimdir. Ayrıca kitapta sevmediğim tek olay, keşke Lugh'la ilgli bölümler de olsa. Onun sahneleri de cok güzel olurdu diye düşünüyorum. Umarım yazar serinin diğer kitaplarında buna bolca yer verir? Bakalım Lugh kurtulacak mı? Orası da Spoiler olarak kalsın:)
Offf kitaba bayıldım ba-yıl-dım:)
Okuyun OKUYUN!!!