14 Nisan 2016 Perşembe

Kusursuz Katil-Ward Larsen

Tanıtım:


Kitabın adı: Kusursuz Katil
Orjinal adı: The Perfect Assassin
Yazarın adı: Ward Larsen
Yayınevi: Agapi
Baskı: 1. Baskı Mart 2016
Alınan tarih: 14 Nisan 2016
Sayfa: 480
Fiyatı: 22₺
Puanım: 8/10


Arka kapak:

Devletlerin, dünya üzerinde kontrolü elde tutmak için verdikleri güç savaşı tarihi yönlendirir. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve tek bir mükemmel an tarihin akışını değiştirebilir… 

Atlantik Okyanusu’na tek başına açılan Amerikalı genç Doktor Christine Palmer, şaşırtıcı bir keşif yapar; soğuk sularda hayatta kalan bir adam, kurtulmak için ahtapot gibi ona yapışır. Fakat bu sağ kalan kazazedede göründüğünden çok daha fazlası vardır.

David Slaton bir Kidon’dur; iyi eğitimli, oldukça titiz ve çok tehlikeli bir suikastçı. Kidon, hem avcı hem de avdır ve kendisiyle beraber çevresindekiler de ciddi bir tehlike içindedir. Bu tehlikeden sıyrılmak için zamana karşı yarışmak zorundadır.

Ödüllü yazar Ward Larsen, casusluk ve entrikanın çetrefilli öyküsünü, bir keskin nişancı hassasiyetiyle dokumuş.




Yorumum:

Christine Palmer, tek başına Atlantik Okyanusu'na açılmış şekilde karşımıza çıkıyor. Bir anda karşısına suyun içinde yardıma muhtaç bir adam çıkıyor. Adam ingilizce bilmiyor gibi. Söylenenlere ne tepki veriyor ne de konuşuyor.

Devletlerin, dünya üzerinde kontrolü elde tutmak için verdikleri güç savaşı tarihi yönlendirir. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve tek bir mükemmel an tarihin akışını değiştirebilir…

İşte şu paragraf, suan kitapla ilgili düşüncelerimin bir kısmının özeti gibi.. Her zaman devletler arası politikalardan, entrikalardan, siyasi şaklabanlıklardan, siyasetin magazin bülteni gibi ağıza sakız oluşundan her zaman nefret etmişimdir ve bu kitap bana bir kere daha bunu kanıtladı. Söyleyecek söz bulamıyorum. Okuduğum en stratejik kitaplardan birisiydi. Polisiye-gerilim diye düşündüm başlarken ama şuan okuduğum kitap bunun çok ama çok ötesinde çıktı. Gercekten anlatıma hayran kaldım.

David Slaton bir kidon. Bir suikastçi. Çok tehlikeli ve aranan birisi.

Kitabı okurken Christine'e sinir oldum. Yani resmen dertsiz başına dert aldı. Yahu okyanusa tek başına açılmak neyin nesi!! İnsanlardaki bu ilginç fantaziler beni delirtiyor. Bir film vardı çok oldu izleyeli. Kapak resminde "insanın başına ne gelirse meraktan gelir" yazıyordu. Korku filmiydi ve ciddi anlamda meraklı insanların başına gelen dehşet olayları anlatıyordu. İşte macerayı her zaman çok abartılı aramamak lazım sanırım. Kadın başına derdin ne Christine.. 

Okuduğum satırlar su gibi aktı. Kendimi bir film karesinin ortasında gibi hissettim sürekli. Devletler arasındaki gizli olaylar gerçekten sinirimi bozdu. Durumdan cok bahsetmek istemiyorum çünkü zaten tadı orada.

Kitap çok ilginç geldi bana. Kitabı sevdim. Ama benim icin tahmin edilebilir bir sondu. Okumak isteyenler bence bekletmesin. Güzel bir kitap okuyacaksınız.



9 Nisan 2016 Cumartesi

Fobi- Wulf Dorn

Tanıtım


Kitabın adı: Fobi
Orjinal adı: Phobia
Yazarın adı: Wulf Dorn
Yayınevi: Pegasus
Baskı: 1. Baskı Mart 2016
Alınan tarih: 5 Nisan 2016
Fiyat: 29₺
Sayfa: 352
Puanım: 9/10


Arka kapak:


Kapıları kilitle!
Korku soğuk hava gibi
İçeri sızmak istiyor…
 
Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah’nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah’nın kâbusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…
 
“Ürkütücü! Dorn okuduktan sonra insan ışığın değerini daha iyi anlıyor.” Bunte
 
“Dorn okuyucuyu büyülüyor ve korku dolu bu hikâyeyi gerçekte yaşıyormuş gibi hissettirmeyi ustaca başarıyor. Dâhiyane.”
Paul Cleave
 
“Wulf Dorn bu işi iyi biliyor. Abartılı bir dil kullanmıyor ve ucuz numaralara kalkışmıyor.” Süddeutsche Zeitung
 
“Çok zekice yazılmış, bir nefeste okunan bir roman.” Andreas Eschbach
 
 “Almanya’nın en iyi psikolojik gerilim romancılarından biri.” Brigitte
 
“Wulf Dorn’un yazım sanatı hayatımızdaki deliliğin labirentlerinde gezinerek okuyucularına ipuçları bırakıyor ve gerilim türünü adeta
 baştan yaratıyor.” La Stampa
 
“Heyecandan ve meraktan sizi uykusuz bırakacak nefes kesici bir gerilim.” Ruhr Nachrichten




Yorumum:

Öncelikle beni tanıyanlar az çok favori yazarlarımdan birinin de Wulf Dorn olduğunu bilirler. Evet bu kitap hariç 4 kitabını okudum ve hepsi birbirinden şahaneydi. Bu nedenle beklentim yüksekti kitapla ilgili.. Şuan bu satırları kitabı daha elime almadan yazıyorum. Kitap beni umarım hayal kırıklığına uğratmaz. Ne zaman büyük umutlarla bir kitaba başlasam mutsuz oluyorum. Ben beklentimi düşük tutayım ve kitabı okumaya başlayayım...

Evet, buyrun yorumum..

Öncelikle, diğer dört Wulf Dorn kitabına oranla biraz daha az aksiyon ve korku hissettim. Deli gibi meraklanarak okudum ama diğer kitaplardaki gibi korkmadım ve tedirgin olmadım. Kitabı çok sevdim ama. Farklı bir kitaptı. Diğerlerinden hafifti ama bu şahane olmadığı anlamına gelmiyor. Hissettirdiklerini farklıydı.. Muhteşemsin Wulf Dorn!!

Sarah, eşi Stephen ve oğlu Harvey ile yaşıyor. Maddi durumları iyi bir aile. Sarah ve eşi arasındaki bağ eskisi gibi değil. Birbirlerinden son zamanlarda biraz da olsa uzaklaşmışlar. Herkes kendi hayatını yaşıyor gibi.

Bir gece, eşi iş gezisindeyken, Harvey korkarak annesinin yanıma geliyor ve camını bir adamın tıklattığını söylüyor. Bunun akabinde de birşey olmadığı, ağacın dalının kırıldığını düşünüp rahatlıyorlar. Sonrasında, eve gelen eşini duyan Sarah, yanına gidiyor ve malesef ki karşındakinin eşi olmadığını, aynı onun gibi giyinmiş, onun gibi davranan bir yabancı olduğunu farkediyor.

Tabi bu duruma kimse inanamıyor. Haliyle inanılması zor bir durum ama gerçek öyle değil malesef. Hayatlarının tehlikede olduğunu ve eşinin kayıp olduğunu idrak eden Sarah için işler değişmeye başlıyor.

Mark, Psikiyatrist. Fakat yaşadığı trajik bir olaydan sonra sevdiği kadını kaybedince işini bırakıyor. Sürekli korku içerisinde. Bu durum onu çok etkilemiş ve mesleğini de bırakmasına sebep olmuş. Sarah'nın çocukluk arkadaşı Mark. Beraber büyümüşler ve Sarah ondan yardım istemekten başka çare bulamıyor.

Kitaptaki psikopatı resmen testeredeki o yaşlı hasta adama benzettim( adını unuttum). Bazı şeylerin adaleti farklı şekilde verilmeli değil mi! Mesela dün yaşanan Özgecan cinayet zanlısının basına gelenler. Adalet farklı yollardan sağlanıyor.. 

Wulf Dorn kitaplarında Türk isimleri görmek hoşuma gidiyor. Sebepsizce seviniyorum görünce. Ayrıca Wulf Dorn kitaplarını okuyanlar bilirler ( okumayanlar için spoiler olabilir). Nedense her zaman sorunlu bir psikolog oluyor. Wulf Dorn bana, onlarında sorunları olabileceğini sürekli hatırlatıyor:)

Bazı olayların Müslümanlık adı altında, din adı altında vs... yapılmasına karşıyım.. İnsan canına kıymak.. düpedüz şirk değil mi!

Evet, kitabı okurken "ben Mark'ı bir yerden hatırlıyorum" diye diye okudum. Unutkan bir insanım ve isim hafızam cok kötü. Bu yüzden hatta ilk elime Hain Yüreğim kitabını aldım Mark'ı bulmak için ama bulamadım.. Sonsözde ise Mark'ın Psikiyatrist romanından hatırladığımı gördüm.. İşte bu kadar şahane birşey Wulf Dorn okumak. Ne yapıp edip birşeyleri birbirine bağlıyor adam. Şizofren ve Oyunbaz'ın arasında bağ gibi.. Her biri ayrı romanlar, devam kitapları değiller ama.. Yazar resmen, beni takip ve şaşırmaya hazır olun der gibi suratımıza tokat gibi çarpıyor hikayeleri.. Çok iyisin sen çok iyisin!! Tebrik ediyorum..





7 Nisan 2016 Perşembe

Benimle Asla Tanışamayacaksın- Leah Thomas

Tanıtım


Kitabın adı: Benimle Asla Tanışamayacaksın
Orjinal adı: Because You'll Never Meet Me
Yazarın adı: Leah Thomas
Yayınevi: Novella Dinamik
Baskı: 1. Baskı Ocak 2016
Alınan tarih: 07 Mart 2016
Sayfa: 400
Fiyatı: 24₺
Cilt tipi: Ciltli
Puanım: 8/10


Arka kapak:

Ollie ve Moritz...

Onlar bizden çok farklılar.
Hayal bile edemeyeceğiniz özellikleri olan bu iki yakın arkadaşın buluşması imkânsız. Çünkü Ollie’nin elektriğe olan alerjisi hayatını tehdit ediyor, Moritz’in zayıf kalbi de bir pil sayesinde atıyor. Bir araya gelmeleriyse ikisinden birinin ölümüne neden olacak.
 
En karanlık zamanlarında birbirlerine yazdıkları mektuplarla hayatı, hissetmeyi ve sevmeyi öğrenen Ollie ve Moritz için
tüm dengeler ortak geçmişlerinin açığa çıkmasıyla değişiyor.Acaba arkadaşlıkları bu değişimi kaldırabilecek
kadar güçlü mü?
 
“Mektuplar iki arkadaşın en karanlık korkuları, deneyimleri ve gelecek kaygıları arasında gidip gelirken, kusursuz bir tempoya dönüşüyor.”
BCCB
 
“Komik ve gitgide duygusallığı artan mektuplar sayesinde heyecanlı bir bekleyiş yaratan bu kitap, zayıflığı arkadaşlıkla güce dönüştüren esprili ve olağandışı bir kitap.”
Kirkus Reviews
 
“Ollie ve Moritz, merak uyandıran, esprili ve unutulmaz karakterler... Yazarın samimi ve duygusal bir dille kaleme aldığı bu kitap, yeni favoriniz olacak.”
School Library Journal
 
“İkili, hayattan dışlanmış ve sıra dışı olabilir ama sorunları ve kalp kırıklıkları nedeniyle oluşan bağları, cana yakın, merak uyandıran bir öykü sunuyor.”
Publishers Weekly
 
Bu yarı-bilimkurgu roman şaşırtıcı sahneler içeriyor. Karakterlerin gelişimlerini okurken, kendinizi o dünyaya çekiliyormuş gibi hissedeceksiniz.”
VOYA
 
“Bu romanı etkileyici ve sayfaları hızla çevrilebilir kılan, Ollie ile Moritz’in unutulmaz anlatımları.”
Horn Book Magazine
 
2016 William C. Morris Ödülü Finalisti




Yorumum:

Selamlar herkese, öncelikle bu zamana kadar okuduğum en farklı konulu kitaplardan birisi de Benimle Asla Tanışamayacaksın oldu. Yani olay çok orjinal! Kesinlikle öyle..

Ollie, elektrik alerjisi olan bir çocuk. Öyle böyle değil ama. Elektrik onun ölümüne neden olabilir. Düşünsenize; ışık, telefon, televizyon, sinemadaki projektör.. Aklınıza ne geliyorsa.. Ollie, annesiyle beraber birlikte tüm bu "elektrik" olaylarından uzak bir yerde yaşıyorlar. Annesi, bir arkadaşı olmasını istiyor ve mektup arkadaşı edinmesini söyleyip onun gibi hasta bir başka arkadaşla tanışmasına vesile oluyor.

Moritz, kalbinde pille yaşayan birisi ve bu piller elektrik canavarı değil mi? Oliver ile asla tanışamayacaklar mı yani? Ayrıca Moritz fazla asık suratlı bence. Fakat, herkesin sırları vardır değil mi?! 

Oliver, yaşayamadığı, tadamadığı çoğu duyguya ve göremediği şeylere rağmen daha neşeli ve heyecanlı..

Bizim için basit olan şeyler onun için bir hayal, çizgi film nasıl birşey? Merakı ne kadar da tuhaf değil mi? Aslında bizim için çok basit ama onun için artık bir ütopya gibi..

Ben iki karaktere de okurken çok üzüldüm. Aralarındaki atışmaları okumak çok farklı hissettirdi. Ollie'nin yapıcı tutumu, Moritz'in külhanbeyi tavırları.. Zıt kutupların birbirlerini çekmesi gibiydi.

Moritz; hastalığını ve engellerini, etrafında sorunlu bir tip olarak kendini göstererek farkındalık yaratmaya çalışıyor. Sert çocuk tavırlarının altında aslında özgüven eksikliği mi var? Ben öyle düşündüm bilemiyorum. 16 yaşındaki Moritz, 14 yaşındaki Ollie.. Tam o geçiş dönemi yaşları.. Hayatlarındaki farkındalık dönemleri...

Kitap, bu iki karakterin mektuplaşmalarımdan oluşuyor. Okurken gerçekten kendimi sık sık birşeyleri sorgularken buldum. Aslında elimizde bize sunulan güzelliklern farkında değiliz dimi? Ama ne derler, kaybedilince değerini anlarsın! Sanırım bizimki de o hesap..

Zamanla aralarındaki bağ güçleniyor. Bu güçlenmeyi okumak bana her an gerçekleşecek bir kopma olacağını düşündürüp durdu. Yaşadıkları olaylar ikisi icin de zordu ama en zor hangisi için zordu? İşte orda emin değilim!

Kendi hayatlarını nasıl bu kadar değiştirebilir iki insan, iki mektup arkadaşı.. Nasıl odak noktası olurlar?

Çocukların arasındaki diyalog, iki hasta karakterin dışarıya nasıl göründükleriyle aslında nasıl bundan daha faklı oldukları arasındaki uçurumu bize gösteriyor.

Bir çocuk neden şiddete eğilim gösterir? Mesela evde böyle mi görüyor. Hani derler ya, evde şiddet gören çocuklar da ileride şiddete yatkındırlar.. Peki ya bu sefer durum böyle değilse! Ya bu sefer sadece "hey!! Bende buradayım. Tamam hastayım. Ama bana ucube gibi bakma şansını vermiyor bu durum size?!" deme fırsatıysa şiddet..

Kitapta abartılı bulduğum bir olay da Moritz'in görme yeteneği. Moritz gözleri olmadan doğmuş. Yani direk olarak gözleri yok. Çok ilginç bir durum bu ama yok.. Fakat Moritz, sesleri görüntüye çevirme yeteneğine sahip. O tür birşey yani. Bana bu biraz abartı geldi açıkçası. Yani böyle insanlar ne oranda vardır bilmiyorum ama düşündüğümda imkansız denecek kadar uzak geldi bana.

Ayrıca Liz'den nefret ettim. Kız resmen insanı kanser eder. Bencilin teki bence.

Kitabın sonu beni tatmin etmedi nedense.  Daha havalı olabilirdi bence. Ama sonuç olarak düşünüyorum da, ne yazılabilirdi ki? Nasıl bir son olabilirdi? En iyisi buydu sanırım.. En azından benim aklıma uçuk kaçık bir son gelmedi.. Tamam bu demektir ki sonunu sevmeliyim değil mi:)

Herkese keyifli okumalar dilerim. Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Farklı bir deneyim olacak sizin için..




5 Nisan 2016 Salı

Muzlu Pastam- Betül Güçlü

Tanıtım:


Kitabın adı: Muzlu Pastam
Yazarın adı: Betül Güçlü
Yayınevi: Müptela
Baskı: 1. Baskı Mart 2016 
Alınan tarih: 31 Mart 2016
Sayfa: 296
Fiyatı: 23₺
Cilt: Ciltli baskı
Puanım: 8/10


Arka kapak:

Gerçek bir pastacının, gerçek bir pastaya benzeyen ve en az pasta kadar tatlı bir aşk hikâyesini anlattığı bu kitap,
her yaştan okura hitap ediyor.
 
Bir tutam aşk,
Kocaman beyaz bir bulut,
Biraz peri tozu,
Azıcık inat,
 Bi’ çimdik kıskançlık,
 Bolca tutku…
 
Betül Güçlü’nün bu özel formül ile hazırladığı Muzlu Pastam’ın tadı damağınızda kalacak.
Belki bir gün sizin kapınıza da küçük bir kutu bırakırlar, kim bilir?




Yorumum:

Evet, yazarın ilk kitabı olan Süper Dadı'yı 2015 yazı okumuş ve çok beğenmiştim. Yaz döneminde okuduğum en güzel kitaplarımdan birisiydi benim için. Çocukların neşesi ve masumluğu hala beni gülümsetiyor. Sade bir kitaptı ama samimi ve güzeldi.

Muzlu Pastam kitabını okumaya başlarken de aynı sevimlilikte bir kitap okuyacağım az çok tahmin ettim. Öyle de oldu.

Destan, ailesinin okuma hayallerini bir kenara bırakıp kendi hayalleri peşinde koşuyor. Pastane açıyor ve orayı işletmekte zorlanıyor. Pastanesi zor günler geçiriyor ve bunun altından kalkamayan Destan'ın imdadına Alper yetişiyor.

Pastacılık Kursu açmaya karar veriyorlar ve Alper'in de bulduğu kursiyerlerle bu iş başlıyor. Tabi Destan içinde işler değişmeye başlıyor.

Eylül ve Giray sevgili. Aralarındaki bağı sevdim ama nedense bana çok yapmacık geldiler. Kitapta sanırım sevmediğim tek olay buydu. Yani anlayamadım. Onları hem sevdim hem nefret ettim. Eylül çok mızmız bir karakter bence ya. Yani kıza bildiğin rahat batıyor sanki:) ehehe neyse işte onları da sevdim diyelim:)

Ali Bulut, tam bir centilmen bence. Yani böyle insanlar varmı. Giray da öyle. Hepsi hayal bunların:(

Zeynep ve Alper sahneleri düşündüğümden azdı. Ama neticede onlarla ana karakter olmadıkları için beni çokca rahatsız etmedi.

Pastaneyi kurtarmak için açılan Kurs, bir sürü olayı da beraberinde getiriyor. Yeni arkadaşlıklar, dostluklar, yeni hayat arkadaşları..

Kitapta söylenecek çok şey yok. Spoiler kısmına girerim yoksa. Tatlı sürtüşmeler, sevimli konuşmalar güzeldi. Fakat, kitapta keşke birkaç Destan'ın en güzel favori tarifleri gibi bir bölüm olsaydı keşke. Yani ne alakaysa sebepsizce bunu bekledim:)



4 Nisan 2016 Pazartesi

Lanetli Kızlar- Katie Alender

Tanıtım:


Kitabın adı: Lanetli Kızlar
Orjinal adı: From Bad To Cursed
Yazarın adı: Katie Alender
Yayınevi: Yabancı
Seri sırası: 2
Sayfa: 360
Baskı: 1. Baskı Şubat 2016
Alınan tarih: 31 Mart 2016
Fiyatı: 27₺
Cilt tipi: Ciltli Baskı
İlk kitap: Kötü Kızlar Ölmez
Puanım: 6/10


Arka kapak:


Alexis Warren ruhunu satmasını bekleyeceğiniz son insandı. Halihazırda tatlı bir erkek arkadaşı, muhteşem bir dostu ve kötü bir ruhtan kurtulmuş, iyileşmekte olan bir kız kardeşi vardı zaten. Kız kardeşi Kasey’nin bir kulübe katılıp yeni arkadaşlar edinmesi Alexis’i hem endişelendiriyor hem de rahatlatıyordu.
 
Gün Işığı Kulübü’ndeki kızların hızla şapşal ve anti-sosyal tiplerden aşırı güzel ve popüler tiplere dönüşmeleri biraz garipti tabii. Ama geçen sene bu tür olaylar yüzünden başlarına gelenlerden sonra Kasey tekrar doğaüstü şeylere bulaşıyor olamazdı, değil mi?
 
Eh, Alexis yakın bir zamanda bunun cevabını alacak ve kızların iyi bir ruh olan Aralt’a yemin ettiklerini öğrenecekti. Kasey’nin durumu düzeltebileceğini pek de güvenmeyen Alexis ve en yakın dostu Megan, kulübe katılarak olayı araştırmaya karar vermişlerdi. Bu amaçla asi kıyafetlerinden ve pembe saçlarından feragat eden Alexis, yeni sıradan görüntüsünün getirdiği zerafet ve başarının bağımlısı olacaktı.
 
Çok geçmeden Alexis kulübe neden katıldığını bile unutmuştu. Yani, kendisine şimdiye kadar çok yardımcı olan ve karşılığında ufacık iyilikler isteyen Aralt’ı yok etmek için olamazdı ya?
Lanetli Kızlar, beni nefis bir şekilde ürküttü. Son sayfayı çevirdiğimde tek düşündüğümden şey ‘fazla, fazla ve daha fazla’ydı!”
—Heather Brewer, New York Times çoksatanı The Chronicles of Vladimir Tod serisinin yazarı 
 
“Genç edebiyatı hayalet hikâyelerinden hoşlanan okurlar bu kitabı ellerinden bırakamayacak.” 
Publishers Weekly 
“Dozunda korku, gerilim ve  aşk ile sayfaları hiç durmadan çevireceğiniz, umut vadeden bir ilk roman.”
Booklist




Yorumum:

Kötü Kızlar Ölmez kitabını aslında sevmiştim. Çoğu okur ciddi anlamda sevmezken, ben ortalamın üstünde beğenmistim. Tarzı farklı gelmişti. Okurken gerilmemiştim ama ilginç bir his içine sokmuştu beni kitap. 

İkinci kitabın arka kapak yazısından sonra beklentim ilkinden daha iyiydi. Fakat kitap ilkinden bir tık daha düşüktü bence. Olaysız heyecansız. Son 50 sayfaya sığdırılmış hikaye.

Arka kapak yazısını okudunuz mu? Kitapta arka kapak yazısı haricinde bir olau bulamadım malesef. Çok durağan geldi ve okurken bazen sıkıldım.

Alexis'in kardeşi bir yıl akıl hastanesinde kaldıktan sonra tekrar eve dönüyor ama arkadaş ortamına girebilmesi, arkadaş edinmesi onun için zor oluyor. Kasey, ciddi anlamda sevimsiz bir kız bence. Tam sorunlu birisi. Aslında Alexis de ondan geri kalır bir durumda değil ama en azından birkaç arkadaşı var. Körler sağırlar birbirini ağırlar..

Gün Işığı Kulübü'ne katılan Kasey iyi ruh Aralt'a yemin ediyor ve yine kendini hayaletler aleminde buluyor. Yani bir insan hiç mi değişmez anlamıyorum ben! Ne işin var oralarda! Okuluna git gel arkadaş! Bu yabancılardaki gösteriş aşkı nedir! Okul nefreti nedir!

Tabi bunu öğrenen Alexis kardeşini korumak ve dönen olayları öğrenmek için kulübe üye oluyor ve amacından sapıyor. 

Söyleyeceklerim bu kadar.. Keyifli okumalar dilerim:)


3 Nisan 2016 Pazar

İyi Psikolog- Noam Shpancer

Tanıtım


Kitabın adı: İyi Psikolog
Orjinal adı: The Good Psychologist
Yazarın adı: Noam Shpancer
Yayınevi: Pegasus
Baskı: 2. Baskı Eylül 2015
Alınan tarih: 10 Ocak 2016
Sayfa: 272
Fiyatı: 25₺
Puanım: 7/10


Arka kapak:

Psikoterapinin gizemli dünyasının kapılarını aralayan derin bir roman…

Psikolog, günlerini anksiyete hastalarını tedavi ederek, üniversitede dersler vererek ve kendi karmaşık duygusal sorunlarına bir çözüm arayarak geçirmektedir. Rutin hayat düzeni terapilere saat dörtte gelmek isteyen yeni bir hastayı kabul etmesiyle bozulur. Söz konusu hasta birdenbire sahne korkusu geliştiren bir striptizcidir. Seanslar devam ettikçe genç kadının acıları ile sırları açığa çıkmaya başlar ve psikolog ilk kez tarafsızlık kabuğunda çatlaklar oluştuğunu, vakanın içine çekildiğini hisseder. Özel yaşamı ile profesyonel hayatı arasındaki duvarlar incelmeye başladıkça psikolog da kendini zayıf noktalarıyla ve çözülmemiş problemleriyle yüzleşirken bulur.
Psikolog Noam Shpancer, bu ilk romanında psikoterapiye ışık tutarak bir tabuyu yıkıyor ve hastalarıyla birlikte okuyucuları da terapi gizeminin kalbine götürüyor. Hepsinden önemlisi, hikâyede yer verdiği karakterler ve olaylar aracılığıyla insan ruhunda şaşırtıcı bir keşfe çıkıyor. İyi ya da kötü bütün duygular, korkular, güvensizlikler, koşullar ve kararlar bireylerin varlığını ortaya koyuyor.

“Shpancer iyi bir yazar. Psikolojik destek almak isteyenler bu kitabı okuyarak onları neyin beklediğini, bir terapistin neler yapabileceğini ya da yapamayacağını görebilir.” 
-Hamburger Abendblatt

“Hikâyenin bir psikoloğun ağzından samimi bir dille kaleme alınmış olması okuyucuyu kendine çekiyor. Bu kitabı okuduktan sonra kendinizi terapiden çıkmış gibi hissedeceksiniz: hüzünlü ve biraz hırpalanmış ama geleceğe dair umutlu…”
-Stylist

“Gerçek terapiden çok daha keyifli, eğlenceli ve ulaşılabilir olan bu zarif ve insancıl roman, okuyucunun önce rahatlayıp hayatını gözden geçirmesine, sonra da onu yaşamasına yardımcı oluyor.” 
-Daily Mail

“Noam Shpancer psikoterapinin gizli dünyasının kapılarını gerçekçi bir dille, tutkuyla ve zekâyla aralıyor. Üstelik yazarın edebi becerileri gerçekten takdire şayan. Güzel bir dil, hoş bir aşinalık hissi ve insan doğasına derin bir bakış sizi bekliyor. Çarpıcı bir çıkış romanı…”
-Jonathan Kellerman

“Teori ve pratik arasındaki çatışmalara ve duygu karmaşalarına dair keyifli bir roman…”
-Schweriner Volkszeitung

“Zekice kaleme alınmış, eğlenceli ve cesaretlendirici bir kitap. Her tuhaf davranış, kişinin akıl hastası olduğu anlamına gelmez.”
-Margaret von Schwarzkopf, NDR1, Bücherwelt

“Shpancer bir terapist olarak tecrübelerini eğlenceli ve aydınlatıcı bir hikâyede bir araya getirmeyi başarmış. Psikolojiyle ilgilenenleri bu kitapta pek çok değerli ipucu bekliyor.” 
-NDR Kultur

“İyi Psikolog içinde fırtınalar kopan insanların hikâyesini anlatıyor. Küçük gözlemler, derin bir algı ve güçlü bir ateş…”
-Hr-Info, Büchercheck

“Psikoterapinin kalbine ve bir terapistin yaralı ruhuna yapılan aldatıcı bir yolculuk… Şaşırtıcı derecede yetenekli bir yazarın kaleminden çıkmış. Tecrübeli bir doktorun alçak gönüllülüğü ve bilgeliği çerçevesinde çağrışımların ve sabrın gücüyle şekillenmiş.
Bu kitabı sakın kaçırmayın!” 
-Stephen White

“Hayatı teorilerinin ötesine geçen bir bilişsel davranış terapistinin günlerine ve izlediği yöntemlere dair akıllıca kaleme alınmış, sürükleyici bir roman…” 
-Lisa Appignanesi




Yorumum:

Kitabı genel hatlarıyla sevdim. Fakat bana anlatılan vakalar çok basit geldi açıkçası. Anlatılan olayların heyecanına varamadım. Yardım için gelen hastalar sorunlarını anlatırken, içimden psikologun vereceği cevapları verebildiğimi farkettim. Bu türü sevenler için ve bu tür psikolojik olaylara ilgi duyanlar için güzel bir kitap ama tatmin edici sonu yoktu. Yer yer psikologunda tedaviye ihtiyacı olduğunu hissettirdi bana. Dersine girdiği öğrencileriyle olan diyaloglarını okumak, anlattığı hastaların durumunu okumaktan daha güzel geldi. Bu türü ilk defa okuyacaksanız bu kitapla başlamanızı öneririm. Fakat hala, "Bir Psikiyatristin Gizli Defteri" kitabının bana verdiği coşkuyu hissedemedim..





2 Nisan 2016 Cumartesi

Oyun Ustası- James Dashner

Tanıtım:


Kitabın adı: Oyun Ustası
Orjinal adı: The Eye Of Minds
Yazarın adı: James Dashner
Yayınevi: Pegasus
Baskı: 1. Baskı Mart 2016
Alınan tarih: 31 Mart 2015
Sayfa: 304
Fiyatı: 25₺
Puanım: 7/10


Arka kapak:

SanalAğ’a hoş geldiniz. 

En çılgın hayallerinizin…

Ve en korkunç kâbuslarınızın ötesinde bir dünya.

 Kim kurallara göre oynamak ister ki?
 
Gerçek dünyadan kaçarak geleceğin sanal dünyasına sığınan Michael, SanalAğ’da arkadaşları Bryson ve Sarah’yla oyunlar oynayıp Derin’e gireceği günü beklemektedir. Ve yakın zamanda şahit olduğu bir olay sonrasında arkadaşlarının desteğine her zamankinden çok ihtiyaç duymaktadır.
 
SanalAğ Güvenliği genç oyuncunun kapısını çaldığında, oyuncular arasında dehşet saçan terörist Kaine’i bulmak için onun korsanlık yeteneklerini kullanmak istedikleri ortaya çıkar. Bu uğurda arkadaşlarıyla Yol’a adım atan Michael, fiziksel ve zihinsel mücadeleler sonucunda çok fazla kayıp, acı ve yorgunluk yaşayacaktır. Üstelik attığı her adımda, kafasını kurcalayan soru daha da belirginleşecektir: Bu evrende kim gerçek insan, kim sadece bir koddan ibarettir?
 
OYUN BAŞLASIN.
 
“Dashner bir kez daha hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı
distopik bir dünya yaratmış.” VOYA
  
“Dijital çağın yeni nesli için ilgi çekici bir hikâye.” Kirkus Reviews
 
“Dashner’ın yeni serisi SanalAğ’ın ilk kitabı karşı konulmaz bir tecrübe sunuyor.” Publishers Weekly
 
“Dashner’ın kendine has üslubunda kaleme aldığı bu hızlı ve okuru içine çeken romanın tek kötü tarafı, devamını beklemek olacak.” Booklist
 
“Dashner hayal kırıklığına uğratmıyor.” The School Librarian, Stephen King
 
“Tam bir adrenalin patlaması.” School Library Journal
 
“Macera ve şaşırtmaca dolu… Sayfaları merakla çevireceksiniz.” fanboynationcom
 
“Dashner’ın sürükleyici son romanından kesinlikle memnun kalacaksınız.” BookPage
 
• Junior Library Guild Seçkisi
• YALSA Gençlerin Seçtiği En İyi 10 Kitap Listesi



Yorumum:


Okurken çok garip duygular içerisine girdim. İnsanlar bir oyunun içine girmek için Tabut denilen bir kutuya yatırılıyorlar ve sanal ortama geçiyorlar. Oyundan çıkıp yine normal hayatlarına dönüyorlar.

Anlatılan o normal hayatlar, o kadar korkunç geldi ki bana! İnsanlar robot gibi.. Mutsuz, keyifsiz, tatsız tuzsuz peynir kıvamındalar.. Korkunç bir ortam bence. Sanal ortamlara ithafen..

Kitap bana yer yer Erebos yer yer Telepati kitaplarını anımsattı. Olaylar aynı değil ama bazı benzerlikler bana o kitapları anımsattı. Erebos'u sevmemiştim.Telepati serisine de hayranım. Anlayacağınız, Oyun Ustası ilk başlardakafamda iyi yada kötü olarak çok belirsiz bir noktadaydı. Araftaydı.
James Dashner, bizleri ilk olarak Labirent serisiyle karşıladı. Sonrasında işte elimde SanalAğ serisi var. Yazarın çevrilmemiş bir de 13. Gerçeklik serisi var. Muhtemelen ismini bu tarzda çevirler. Onu da çok merak ediyorum. Umarım kısa zamanda onu da elimize alıp okuma fırsatı buluruz.

Evet, bu kitapla ilgili yorum yapmak zor. Ne desem spoiler gibi olacak çünkü.

Bir dünya düşünün. Hiçbir şeyi tadı yok. İnsanlar kendilerini bir Tabut'un icine yatırıp Sanal Bir oyunun içine giriyorlar.

Michael'da bu oyunu oynayan ve bunda başarılı olan birisi. Oyun sırasında Tanya isimli bir kızın intiharından sonra işler değişiyor. Çünkü kız kendini sadece oyunda değil, gerçek hayatta da öldürmenin yolunu buluyor ve buna tanık olan Michael için işlerin değişme sebeplerinden birisi de bu.

Oyun arkadaşları, Bryson ve Sarah. Oyundaki en hakın arkadaş bu üçü. Fakat bir gün Sanal Ağ Güvenliği onlardan, azılı terörist Kaine'i bulmaları için yardım istediğinde herşey çığrından çıkıyor. Artık gerçek hangisi bulma zamanı.

Kitabın ortalarında olayların hızı yükselde de ben biraz sıkıldım okurken. Zaman zaman aynı şeyler tekrar ediliyormuş gibi hissettim. Tamam ortada bir terörist var, insanların iki tarafta da ölmesine sebep olan. Ama bazı bölümler okurken heyecansız hissettirdi. Bu nedenle de puanımı kırdım.

Sonu gerçekten güzeldi. Diyecek lafım yok. İkinci kitabı da merak ediyorum. Bakalım neler olacak..